GÜNÜN ÇORBASI MÜZİKALİ İLE 1930’LU YILLARA YOLCULUK

1930’lu yılları yaşatan, gizemli bir çorba tarifini konu alan “Günün Çorbası” müzikali devlet tiyatroları sahnelerinde izleyicilere sunuluyor. Oyun, iki perde boyunca özenle işlenmiş, eski dönemleri andıran sahne tasarımı ve müzikal geçişleriyle kendini izlettirmeyi başarıyor.

HER ŞEY GİZEMLİ TARİFLE BAŞLIYOR…

Konu, 1939 yılının Newyork kentinde geçiyor. O dönemki Herald Tribüne gazetesinin ödüllü gazetecisi Katherine Hawks patronunun isteği üzerine, gizemli çorba tarifini öğrenmek için Bailey’s restoranına garson olarak sızıyor. Olaylar bundan sonra başlıyor. Restorandın sahibi, Stewart Bailey ile Katherine arasında başta komik zıtlaşmalar yaşansa da, sonrasında uyum içinde çalışmaya başlıyorlar. Stewart bir taraftan da aile mirası olan çorba tarifini korumaya çalışıyor. Oyun ilerledikçe tarifi korumasının altında yatan nedeni öğrendiğinizde şaşırıyorsunuz. Bu sürede, Katherine’de boş durmuyor. Çalıştığı gazetenin kapanmaması esrarengiz tarife bağlı olduğu için, gece gündüz restorandın altını üstüne getiriyor. Yakalanmamaya çalışırken, renkli sahneler de kendini gösteriyor. Bunlara bir de Stewart’ın sosyetik sevgilisi Tiffany’nin lüks düşkünlüğü ve tuhaf istekleri eklenince işler iyice karışık bir hal alıyor….

AŞK VE İŞ ARASINDA SEÇİM YAPMAK….

Çorba tarifiyle başlayan macera, zaman ilerledikçe beklenmedik bir gelişmeye neden oluyor. Gazeteci Katherine ve restaurant sahibi Stewart başta zıtlaşmalarına rağmen, birbirlerine ilgi duyduklarını fark ediyorlar. Katherine’de işi ve aşkı arasında seçim yapmak zorunda olduğunu hissediyor. Olayların rengi bundan sonra değişmeye başlıyor…

RENKLİ BİR KURGU

Oyun, rengârenk kurgusuyla baştan sona seyirciyi sıkmadan kendini izlettiriyor. Sahne dekoru, oyun aralarındaki müzikal danslar izleyiciyi içine çekmeyi başarıyor. Gazete sahnesindeki, daktilolar, telefonlar, karakterlerin üzerindeki dönemsel kostümler, sizi 1930’lu yıllara götürüyor. Kurgu iki sahneden oluşuyor. Gazete ve restaurant iç içe işleniyor. Olaylar gazetede başlayıp, ağırlıklı olarak restaurantta geçiyor. Sonunu tahmin etseniz bile, bir sonraki sahnede ne olacağını merak ediyorsunuz.

Oyunu devlet tiyatroları Cevahir sahnesinde izleyebilirsiniz..

Reklamlar

SHİRLEY VALENTİNE’İN RENKLİ HİKAYESİ..

shirley-sumru-yavrucuk

 

Geçtiğimiz günlerde Trump Gösteri Merkezi’nde, Sumru Yavrucuk’un sahnelediği, yönetmenliğini de üstlendiği “Shirley” oyununu izleme fırsatına eriştim. Shirley, 1980’li yıllarda İngiliz yazar Willy Russell’in “Shirley Valentine” adıyla kaleme aldığı eserinden, günümüze uyarlanmış ve tek kişilik sergilenip, iki perdeden oluşan, ağırlıklı komedi barındıran bir tiyatro oyunudur. Öncelikle konunun içeriğinden biraz bahsedelim…

 

SOSYAL HAYATTAN SOYUTLANMIŞ BİR KADININ PSİKOLOJİSİ….

Sumru Yavrucuk bu oyunda başta Shirley Valentine olmak üzere, hikâyenin içinde adı geçen tüm karakterlere kendisi hayat veriyor. 40’lı yaşlarında bir kadının kocasıyla yabancılaşmış, günlük hayatının sıkıcılığından kurtulmak isteme yolculuğunu mizahi ve akıcı bir dille izleyiciye sunuyor. Oyunun sahne geçişlerinde çalan müzikler de adeta konuyla bütünleşiyor, kendinizi bir seyirciden ziyade kurgunun içinde hissedebiliyorsunuz. Konu genel hatlarıyla duygulu sahneler içermese de, özellikle bir kadın seyirciyseniz, karakterin repliklerinden, mimiklerine kadar dikkatli izlediğinizde içinde yaşadığı psikolojiyi anlamanız ve empati kurmanız kolay olacaktır. Yıllarca kendini sadece evine, kocasına ve çocuklarına bağlayan, bunun için de sadece onlarla olan diyaloglarıyla konuşan bir kadının öyküsüne şahit oluyorsunuz. Aynı zamanda, rutin giden yaşamından bunaldığı için eline geçen bir uçak biletiyle yeni maceralara koşarken kendini buluyor. O bilet eline geçene dek, rengârenk dekorlarla süslenmiş mutfağında şarap içerken, yaşına ve enerjisine göre, hayatındaki kişilerin ne kadar az olduğunu ses verdiği karakterlerden anlayabiliyorsunuz. Eline bavulunu alıp tatile çıkmaya hazırlanırken, sinirlenip mutfak masasını anlık bir hızla dağıttığı dakikalar , oyunun en etkileyici sahneleri arasında yerini buluyor. Aslında, o an Shirley’in içinde yıllardır hapsolan birikmişliği nasıl dışa vurduğuna ifade ediyor. Bunca zaman kendini arkadaşlarından, sosyal hayatından soyutladığı için belki de kendine kızdığını vurguluyor. Bir kadın olarak, kocasının sözünden çıkmayan, özgürlüğünün kısıtlanmasına uzun yıllar izin verdiği için kendini piyon gibi hissediyor. Masayı dağıttığı dakikalar, kimine göre ailesine patladığı an olarak nitelendirilse de, özünde Shirley’in sorunu kendiyleydi. Her izleyicinin görüşü farklıdır ama ben böyle yorumladım…

Oyunun İzleyiciye Görsel Olarak Yansıtılışı ve İkinci Perde..

Sahne, oda tiyatrosuna kıyasla geniş bir oyun salonu içerisinde yer aldığı için, görsel konusunda sınırlaması da yoktu. Renkli mutfak dolapları, buzdolabının üstünde yer alan aksesuarlar, Shirley’in çocuklarının fotoğrafları, tezgahların üstündeki şarap şişesi oyunu estetik açıdan izleyiciye sıcak sunan unsurlar arasında yer alıyor. İkinci perdeye geçildiğinde, sahnedeki dekorlarda değişiyor. Shirley, Türkiye’de Bodrum’a geldiği için bir tekne, şezlong, loş tatil ışıkları ve arka planda Bodrum’un simgesi olan beyaz ev görselleri birbiriyle bütünleşiyor. Bu perde de ilk bölümden çok farklı bir Shirley izlemeye hazır olun diyebilirim. Çünkü dört duvar arasından kendini kurtarmış, yeni kişilerle tanışmış ve özgürlüğünün tadını çıkaran bir kadın figürü izleyeceksiniz…..

 

Sonuç olarak Shirley, herkesin özellikle de kadın seyircilerin mutlaka izlemesi gereken eserler arasında yerini buluyor. Ocak sonuna kadar Trump Gösteri ve Sanat Merkezi’nde seyredebilirsiniz.