LEONARDO DA VİNCİ’NİN SANATINDA YOLCULUK

 

Uniq İstanbul bünyesinde yer alan Uniq Müze’de, Rönesans döneminde Mona Lisa tablosuyla ün yapmış ressam Leonardo da Vinci’nin “Dahi İstanbul’da” sergisi ziyaretçilerini bekliyor. Sergi, Belçikalı ve Lüksemburglu mühendis, tarihçi, grafik sanatçıları ve zanaatkarlardan oluşan 22 kişilik bir ekibin, 10 yıllık çalışmasının ürünü olarak sunuluyor. Ayrıca, teknik direktör Vincent Damseaux ve küratör Jean-Christophe Hubert öncülüğünde tasarlanmış olarak sergileniyor.

İKİ YÜZE YAKIN ESER SİZLERİ BEKLİYOR..

Prömiyerini Belçika’nın Brugge kentinde yapan serginin ikinci durağı İstanbul oluyor. Koleksiyon 1600 m2’lik bir alanda yayılırken Rönesans’ın dâhisi olan Leonardo da Vinci’nin fikirlerini anlayabilmenize olanak sağlıyor. Ressamın orijinal eskizlerinden yola çıkılarak oluşturulan 100 replikasıyla beraber, mimari çalışmaları ve tablolarının da dahil olduğu 200 e yakın eser ile dünyanın en kapsamlı Leonardo da Vinci sergisi ile ziyaretçilerin huzuruna çıkıyor.

EN ÜNLÜ ESERLERİ MONA LİSA VE SALVATOR MUNDİ..

Salona girmeden önce bir sinema odasında Leonardo da Vinci’nin hayatını anlatan sekiz dakikalık kısa film gösteriliyor. Bu filmde, ressamın İtalya’da ki sanat hayatı şehrin görsel ve mimarileriyle bütünleştirilerek seyirciye sunuluyor. Sergi salonuna geldiğinizde, ziyaretçilere ithafen koleksiyonun içeriğini anlatan arkası sarı temalı bir yazı görüyorsunuz. Devam ettiğinizde Leonardo da Vinci’nin eskiz, harita çalışmaları ve üç tane farklı tonlarda yapılmış Mona Lisa tabloları sizleri karşılıyor. Tabloların yanında, Mona Lisa’nın yapıldığı dönemleri ve tablonun tarihçesini anlatan detaylı anlatımlı yazı yer alıyor. Aynı bölümde Mona Lisa’nın bir duvar arkasında, ressamın dünya çapında müzayede de satılmış en pahalı eseri Salvator Mundi ( Dünyanın Kurtarıcısı) tablosu yer alıyor.

unnamed unnamed6

MONALİSA VE SALVATOR MUNDİ

ZIT KULLANICILAR BİRBİRLERİYLE KARŞILAŞMIYOR..

Koleksiyonun girişindeki orta kısımda, en dikkat çeken eserlerden biri, sanatçının çizip tasarladığı çift köprü mimari çalışması gözüküyor. Sanatçının çizdiği eserde, altta ve üstte olmak üzere çift sirkülasyonlu köprü tasarladığını anlıyorsunuz. Bu sistem farklı kullanıcıların veya araçların aynı anda birbirleriyle karşılaşmamasına ifade ediyor.

unnamed7

ÇİFT KÖPRÜ

YAĞLI BOYA ESERLERİ.

Salonun sol tarafında Leonardo da Vinci’nin yağlı boya çalışmaları bulunuyor. Resim sanatının geçmişinde kısa bir yolculuk yapıyorsunuz. Yağlı boya tekniğinin, kullanılışı ve ilk görüldüğü zamanlarla ilgili detaylı bilgiler yer alıyor. Ressamın sıra halinde dizilen yağlı boya eserleri sizi Orta Çağ dönemlerine götürüyor. Resim tekniklerinin içerisinde bir sanat serüveni yaşıyorsunuz. Bu bölüm içim kullanılan teknik açısından koleksiyonun en parlayan tarafı diyebiliriz.

unnamed1.jpg

YAĞLI BOYA ÇALIŞMALARI

SAVAŞ SANATINA İLGİ

Sergiden içeri doğru devam ettiğinizde mekanik çalışmalarla karşılaşıyorsunuz. Sanatçının savaş sanatı alanındaki eserleri oldukça ilgi görüyor. Çizimlerinin üçte birinin savaş sanatıyla ilgili olduğu biliniyor. Leonardo’nun bu alandaki faaliyetleri Milano’da geçirdiği ilk yıllarda ve bir süre sonra Floransa’ya döndüğünde yoğunlaştığı söyleniyor. Savaş sanatına olan tutkusunu 15.yüzyıl sonu ve 16.yüzyıl İtalya’sının başını düşünmek gerekiyor. Rönesans döneminde savaşın, sanat alanlarının en önemlileri arasında yer aldığına ve en yetenekli sanatçılara hitap ettiğine ifade ediliyor. Da Vinci’nin dehasını büyük oranda, o dönemlerdeki kuşatmalar sırasında ortaya çıkan sorunlara verdiği anlaşılıyor. Kişileri ve savaş aletlerini tehlikeden koruyacak dahice sistemler ürettiği görülüyor.

Savaş gemilerinin bulunduğu bölümün arka planında gene bir Mona Lisa resmi bulunuyor. Mona Lisa’nın sanatçının her çalışmasıyla bütünleştirilmeye çalışıldığını anlıyorsunuz. Ayrıca o döneme ait yazılar da gemilerin arkasını süslüyor. Serginin arka tarafına geçtiğinizde, olduğu gibi mekanik çalışmalar ziyaretçileri karşılıyor. Savaş çalışmalarının yanı sıra, takım tezgahlarının de oldukça fazla olduğu söylenebilir. Buna ek olarak, bu aletlerin yapılış aşamalarıyla ilgili videolar da ekranlarda dönüyor. Aralarında en dikkat çekenin, kendinden hareketli at arabası olduğu biliniyor.

unnamed3.jpg

KENDİNDEN HAREKETLİ EL ARABASI

unnamed4.jpg

SAVAŞ GEMİLERİ

HALİÇ KÖPRÜSÜ

Koleksiyonun sonunda herkesin hoşuna gidecek çok önemli bir ayrıntı sanatseverleri bekliyor. Sanatçının İstanbul’u Galata’ya bağlayan Haliç köprüsü çalışması, arkada eski dönemlerin Haliç deniz manzarasıyla bütünleşerek ziyaretçilere sunuluyor.

unnamed5.jpg

HALİÇ KÖPRÜSÜ

MUTLAKA GÖRÜLMELİ

Sonuç olarak Rönesans dönemine ilgi duyanların bu sergiyi ziyaret etmesi gerektiğini söyleyebilirim. Mona Lisa’nın tarihçesi ve gizemi, yağlı boya tekniğinin sırrı ve o dönemdeki savaş sanatıyla bütünleşiyorsunuz. Leonardo da Vinci sadece resim değil, her alandaki çalışmalarıyla öne çıkmayı başardığına şahit oluyorsunuz. Sergiyi Nisan a kadar Uniq İstanbul’da ziyaret edebilirsiniz.

Reklamlar

MONET İN CENNETİ

Geçtiğimiz yıllarda, Paris’te on beş gün süren bir sanat yolculuğu yaptım. Monet‘in Giverny bölgesinde yer alan, yeşillikler içindeki evi de bu yolculuğun bir parçası oldu. Giverny’e, Paris’teki Saint Lazare garından trenle yaklaşık kırk dakikada ulaştım. Trenden indikten sonra  kendinizi huzur veren bir köyde hissedeceğiniz, etrafı yeşilliklerle ve mütevazi görünümlü köy evleriyle örülü uzunca yolda, bir saat kadar yürüdüm. Sonunda, Monet’in evine girdim. Şimdi sizlere Monet’in cennetini anlatalım…

Herkesin bildiği gibi Cladue Monet manzara resimleriyle tanınmış emresyonist bir ressam. Böyle olmasının nedeni ise pek çok çiçeğin, yeşilliğin yer bulabildiği , insanda üstü açık bir sera izlenimi uyandıran bir evde yaşamış olmasıdır. Sadece ev de değil, evin içinde yer edindiği kasabanın da yürürken, bisikletle gezerken, insana huzur veren bir köye benzemesinin de ressamın manzara ve doğa resimleriyle bilinmesindeki etkisi göz ardı edilmemelidir.

monetin-cenneti

Monet in evi

Monet’in evinin girişinden geçtiğinizde, karşınızda evin planını anlatan bir kroki görüyorsunuz.. O kroki haritasının hemen yanından merdivenlerden iniyorsunuz ve Monet’in muhteşem bahçesinde kendinizi buluyorsunuz. Bahçenin girişinin sol aşağı kısmında tavukların ve civcivlerin yaşadığı bir kümes bulunuyor. Sağ kısmında düz ilerlediğinizde ise Monet’in evinin verandasına çıkıyorsunuz. Kapıdaki güvenlik kontrolünden geçip, eve girdiğinizde sol tarafta duvarda Monet’in çeşitli tablolarıyla dolu bir odaya giriyorsunuz. Odadan çıkıp üst kata geçtiğinizde, evin penceresinden bahçe bütünüyle insanın içini ferahlatacak şekilde gözükmekte olup, buradan bahçe manzarası fotoğrafı alabilmekte mümkündür. Koridordan düz ilerlediğinizde, Monet’in yatak odasını görüyorsunuz ve odanın hemen yanındaki merdivenlerden aşağı inip mutfak kapısından tekrar bahçeye çıkıyorsunuz.

Yeşilliklerin ve çiçeklerin içinden geçip, onları fotoğrafladıktan sonra bahçenin arka tarafındaki kapıdan küçük bir tünelden, Monet’in meşhur nilüferlerinin sırrına ulaşıyorsunuz. Üstündeki köprüler aracılığı ile tüm göletin çevresini gezebilme ve fotoğraf çekebilme imkanına sahip oluyorsunuz… Ayrıca, göletin etrafını yemyeşil ağaçlar çevrelemiş ve bu ağaçların görünümü göletteki nilüferler ile birleştiğinde, adeta kendinizi cennette hissediyorsunuz. Monet’in evi değil de sanki cennetini görmeye gelmiş gibi oluyorsunuz…

cennetten-bir-bahce

Üniversitede, “Sanat Yönetimi” eğitimi alırken de Monet, beğendiğim ressamlar arasında yer almaktaydı. Bunda, manzara resimlerine ilgi duymamın ve okuduğum bölümün de etkisi de göz ardı edilemez tabi ama ben empresyonist sanata ilgi duyan, sanatı kendine meslek edinmiş ya da hayatının anlamı yerine koyan herkesin, “Monet’in Cenneti’ni” görmesi gerektiği düşüncesindeyim. Saint Lazare garından bir trenle ulaşmak mümkün. Sanatla kalın…

VAN GOGH’UN TABLOLARINI CANLANDIRAN LOVİNG VİNCENT FİLMİNE BAKIŞ…

Paris-Musee-DOrsay-Vincent-van-Gogh-1889-Self-Portrait-2-Close-Up

Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren, bir kulağının kesik olmasıyla ün yapmış empresyonist ressam Van Gogh’un hayatından kesitler sunan Loving Vincent filmini izleme şansına eriştim. Her şeyden önce film 10 yıllık bir emeğin ürünü olarak izleyiciye sunuluyor. 125 ressamın Van Gogh’un tablolarını yeniden resmetmesiyle birlikte filmde, bu tabloların animasyonlar aracılığıyla canlandığına şahit oluyorsunuz…

cafe-terrace-at-night-2

Filmde canlanan tablolardan Teras Cafe

MASALSI GÖRSEL BİR ANLATIM…

Van Gogh’un eserlerinin animasyonlarla canlanması filmi farklı kılan etkenlerin başında geliyor. Her sahne geçişinde farklı bir Van Gogh tablosuyla karşılaşıyorsunuz. Eğer ressamla ilgili bilgilere sahipseniz bu “Teras Cafe” tablosu diye anımsayabiliyorsunuz. Ayrıca, teras cafe tablosunda yer alan cafede oturan kişilerin oturup sohbet etmesine ya da önünden geçen kişilerin yürüyüşlerine şahit oluyorsunuz. En etkileyici sahnelerden bir tanesinin de yıldızlı gece tablosunun geçiş sahnesi olduğunu söyleyebilirim. Gece olurken birden yıldızlar ekrana geliyor ve akabinde o yıldızların, yıldızlı gece tablosunu oynattığını görüyorsunuz. O tablolardaki hayatın hareketlenmesi de sizi de ister istemez o yüzyıllara götürüyor. Ressamın hemen hemen tüm yapıtları insanın yüreğini ısıtan bahçelerle, manzaralarla dolu olması nedeniyle, kişide filmin içine girme isteği uyanabiliyor. Van Gogh’un hayatında önemli rol oynayan kişileri o döneme ait kostümlerle ressamın tablolarında canlı bir şekilde görüyorsunuz. Konuşuyorlar, geziyorlar, oturuyorlar, çay kahve içiyorlar. Tablolar adeta karşısınızda canlı bir şekilde tüm renk ve detaylarıyla hareketleniyor. Loving Vincent’in bu yönüyle görsel açıdan biraz masalsı ancak konu bakımından oldukça etkileyici ve de kafa karıştırıcı olduğunu söyleyebilirim….

KAFANIZDA SORU İŞARETLERİ OLUŞUYOR…

Filmin konusuna geldiğimizde, Van Gogh’un ölümünden bir yıl sonrasına gidiyorsunuz. Van Gogh ile yakın arkadaş olan bir postacı taziye mektubunu oğlu Armand Roulin ile birlikte ressamın kardeşi Theo’ya göndermesi yapıtın ana konusunu oluşturuyor. Ancak ressamdan kısa bir süre sonra kardeşinin de öldüğünü öğrenen Armand bu süreçte kendini bambaşka bir maceranın ortasında buluyor. Mektubu verebileceği başka bir yakın akraba ya da arkadaş ararken ister istemez Van Gogh’un hayatının içine giriyor. Ressamın yaşamında yer almış kişilerle konuşuyor. Geçmişini, resme başlama serüvenini, çocukluk travmalarını ve intihara kadar geçen zaman zarfında yaşadıklarını öğreniyor. Van Gogh’un çocukluğuna gittiğinizde ister istemez üzülüyorsunuz.Ressamın intiharı ve yatakta geçen son günleri üzerinde oldukça fazla duruluyor. İzlerken sizinde kafanızda bildiklerinize dair bir takım soru işaretleri oluşabiliyor. Van Gogh gerçekten intihar mı etti yoksa öldürüldü mü diye düşünüyorsunuz….

SÜRÜKLEYİCİ BİR YAPIT…

Loving Vincent görsel anlatımıyla da kurgusuyla da oldukça akıcı bir yapıt olarak sergileniyor. Filmi izlerken sıkılma ihtimaliniz oldukça az gözüküyor. Çünkü o tabloların canlanması, tablolarda insanların hareketlenmesi, konuşması filmi farklı kılıyor. İzleyiciyi de içine çekiyor. Filmi izlerken de her bir sahnede devamını merak ediyorsunuz. Sanatsal bir yapıt olmasına rağmen, sürükleyiciliğinden hiçbir şey kaybetmediğini gösteriyor…İzlemenizi tavsiye ederim